Yol Haritası

Hani yolda yürürsünüz ya. İşte bir yol haritası vardır ortada. Bu da işte öyle bir yol haritası. Ben de beni bu yol haritası ile yalnız bırakan kadere -buradan- selam ediyorum. İnşallah keyifleri yerindedir. 

Gençler sınava girdiler. Önlerinde de bir yol haritası var. Bu yol haritasını dikkatli kullanırlarsa kendi geleceklerini kurabilecekler. 

Yolda yürürken fark ettiklerim bana çok şey kazandırdı;Öncelikle dinin kurallarına uyulduğunda aslında huzur verdiğini, bağımlılık yaptığında afyon olduğunu öğrendim. İnançlara  olumlu yaklaştım fakat aşırı bir şekilde bağlılık göstermedim.

Daha sonra insanların birbirlerine çıkarları için söylediği yalanlara şahit oldum. Ben insan olarak, zaten devam eden milyar yıllık oyuna tam ortadan girdim. Yani anlayacağınız daha ne olduğunu anlamadan hayatın, yaşam bana bir sürü kazık attı. Derinlere gömüldüm, yeri geldi içime kapandım.

Daha sonraları kalabalık gruplar halinde gezen insanların, çakal sürülerinden farklı olmadığını öğrendim. Hayat bunu bana birçok kez acı acı tattırdı hem de. Az bile öğrendim birçok şeyi.

Sevmeye çalıştım sevilmedim. Ailemle ve çevremdeki insanlarla , onlar bana kötü davranmayı hak gördüklerinde kavga ettim. Evet kendi kendimin savcısı da avukatı da bendim.

Kızlı erkekli kalabalık gruplar, adi gruplardır. Sürekli gürültü ederler ve gülerler. Ahlaksızlıktan cesaret aldıkları için ; onlardan uzaklaştım.

Birçok saçma salak rock güruhu dinledim. Sonra bana uygun kara müzik yapan o güzel ve zeki grubu buldum. The Doors… Tam bir karamsarlığı yansıtmakla birlikte isyan halini ve ilkelliği olduğu gibi yansıtan bir Psychedelic Rock grubu idi.

Hastanede loş ışıkta çalıştım. Sevmedim işimi ve düz liseye geçtim. Hastane bahçesinde yazdığım şiirleri, kurduğum hayallerle bir sobada Ulysess kitabı ile birlikte yaktım.

Dışlandım ve ötekileştirildim. Önce bunlara aldırış etmiyordum , çünkü o grupların salaklıklarına, kızlı erkekli grupların kuş beyinliliklerine katlanmak istemiyordum. 

Yine belirtmeliyim ki uzunca bir süre yalnız kalacak olursam, kendimi bir amaca bağlayacağım ve yol haritamı kendim çizeceğim. Toplumun bana dayattığı ve dayatacağı yol haritasını kabul etmem.

Mesela, yalnız insanlar genelde , normal olmayan insanmış gibi aksettirilir. İşte toplumun düşüncesi bu konu da hastalıklıdır. Yalnız insan değil. Yalnızlık sanki normal bir şey değilmiş gibi algılanır.Aslında normal olmayan kızlı erkekli kalabalık gruplardır.

Yalnızım belki ama en azından yukarıda anlattığım grup kadar saksağan zihinli değilim. Benim hayallerimi de başkası yaşamış olabilir. Onları çekiştirecek değilim, canları cehenneme. Çünkü zaten akılsızlıklarından başlarına gelmeyen kalmıyor. Bunu daha detaylı öğrenmek isteyenler ”Üzülmeyin” adlı yazımı okuyabilirler.

Hani bir çok grup gördüm. Yolumun kenarında oyalanıyorlardı. Bense çizdiğim yol haritasında yürümeye devam ediyorum. Hiçbir zaman hiçbir insan kitlesi beni kutlamak için etrafımda toplanmadı. Çünkü benim geleceğe miras olacak bir başarım yok. 

Yol uzun ve benim daha gidecek çok yolum var. Göreceğim çok yer var fakat bir takım yazılarıma da devam edeceğim. Zira bu yazılar benim dinlenme duraklarım.Ben bu yazdıklarımla nefes alıyorum.

19 Temmuz 2017

22:11

Üzülmeyin

Üzülmemek lazım bu hayatta. İnsanın kendisini fazla üzmemesi lazım. Malum hayat geçici bir süreç sadece. Yani iyisiyle kötüsüyle bitiyor sonuçta, bunu biliniz yeter. Örnek alınacak çok insan var. Mustafa Kemal gibi, birçok insan var. Üzülmemek gerekiyor; çünkü duvarı nem,insanı gam yıkıyor. Yıpranıyoruz üzüldüğümüz zaman.

Mesela birçok olaya üzülüyoruz değil mi? Bazı olaylara üzülmemek elde değildir anlarım. Fakat bile bile yalnız bırakanlar, sizden merhamet dilenecek duruma düşerse de insanın yüzünü çevirip gitmesi gerekiyor. Çünkü insanı yalnız bırakana merhamet, öz saygıya ve öz benliğe en büyük ihanettir.

Mesela şiddet haberleri okuyoruz. Kötü ve üzücü olaylar oluyor. Siz iyi olduğunuz için yalnız kalırken, kötü olanı -karşı cins- tercih ediyor. Kötü kişi yanlış hareket yapıyor ve şiddette bulunuyorsa. Sizin bu duruma üzülmeniz öz saygı ve benliğinize en büyük hakaret ve ihanettir.

Çünkü siz yalnız iken alay ediyorlardı. Size bir bitki parçasıymışsınız gibi ”sap, sırık, yalnız, sarmaşık” diyorlardı. Sizin üzerinize espri yapıp ehöehöeh diye gülüp yüzsüzce ”n’oldu alındın mı?” diyorlardı. Siz yalnızken, onlar günden güne akıyorlar ve en büyük eğlenceleri ve belki de en iğrenç hazları yaşıyorlardı. Sonra kötü kişi kendine bir hayat kuruyordu değil mi? Siz iyi niyetli olduğunuz içinse hala yalnız kalıyordunuz. Artık, biliyorsunuz ki mumla aranıyordunuz.

Acımak yalnız insanlara yakışmaz. Acımak ya da üzülmek mi? ”Teñri korusun!”
😀 Çünkü bir yerden sonra, sizi hatırlamayanlar, bu duruma acımanızı bekliyorlar ve kötü olan ne biliyor musunuz? Kötü olan, bin kez kötü iş yaparken, onların aslında altın gibi bir kalbi oluyormuş. Biz de sırf iyi niyetli olsak bile yalnız olup da bu duruma acımazsak , aslında kötünün kötüsü oluyormuşuz. Afedersiniz de yok öyle bir dünya.

Mesela , kadına şiddet uygulayan bir tek hücreli, kadını dövdüğü sırada, çevre müdahale etmezse, ”nerede insanlar, nasıl normalleştirildi bu durum” diye figan feryat ediyorlar. Kusura bakma da abi , kurtarmaya çalıştığımız, adamla boğuştuğumuz zaman da o kadınlar ne diyorlar biliyor musunuz? ”Kocam/sevgilim/eşim o benim, döver de sever de.” diyorlar.

Sizce bu durum normal mi? Böyle insanlara acımak normal mi? Hadi onu da geçtim nankörce ve saygısızca bir cevap almak için mi, acımamız, üzülmemiz bekleniyor? Kusura bakmayın ama bazı şeyleri yeri gelince görmezden gelmez zorunda kalıyorsunuz.

Televizyonlarda, radyolarda insanlar eşinizi, evleneceğiniz insanı iyi ve doğru seçin diye bas bas bağırıyorlar. Af edersiniz cırtlak cırtlak ter gelene kadar vurguluyorlar, tekrar ediyorlar hem de? Bu durum normal midir?

Bakın , dikkatinizi çekerim arkadaşlar; şiddetin her türlüsü kötüdür. Ben de tasvip etmiyorum bu durumu. Tamamen karşı olduğum bir şey. Yalnız, yukarıdaki durumda her türlü elim kolum bağlıdır. Üzülmem ve acıma duygusu hissetmem. Çünkü bu benim mesuliyetimin dışındadır.

Hadi acımak , hissimizin olduğunu falan mı gösterecek? Hayır his bu şekilde gösterilmez. His , iyi insanı sevdiğiniz zaman gösterilebilecek bir şeydir, iyi olmak her şeyi karşılıksız sevmek değildir. İyi olmak af edersiniz derviş ya da haşa haşa peygamber olmak değildir. Dünyadaki hiçbir insan da o kadar iyi değildir. Çünkü var olabilmesi için biraz da bencil olması gerekiyor.

Şimdi iki tip insan düşünelim ; İsimler semboliktir, sizden ricam lütfen bu isimde arkadaşlar varsa alınmasınlar. Diyelim iyi çocuğun adı Ali. Bir de kötü bir çocuk var, adı Kadir. Şimdi birisi çok iyi, işini kurmuş, falan filan. Sigara bile içmez , o derece temiz ve efendi. Bir de kötü bir çocuk var, bu kötü çocuk her gün bira, votka, içer. Hatta madde kullanır. Herkes ondan uzak durur, onu değiştiremeyeceğini bilir. Zira pisliğin tekidir.

Bir de ortadan biraz iyice, güzel sayılabilecek bir kız olsun(örneğin.) Bu kız, Ali gibi efendi ve akıllı birisini tercih edecekken, ”Ya Kadir aslında göründüğü gibi değil. Altın gibi kalbi var. Ailesi ona kötü davrandığı için alkol içiyor. Yaa aslında o bir melek?” Af edersiniz de böyle bir durumda bize bal yemek düşer.

Daha sonra Ali hakkındaki fikirlere gelinir. ”Ali,çok sümsük yaa.Ben onu sevemem.” gibi cümleler sarf edilir.

Peki size bir soru;  <Diyelim ki tanrı sizin önünüze, yan yana cenneti ve cehennemi koysa , siz ”cennet çok sıkıcı , cehennemde bol aksiyon var.” diyerek, cehennemi mi seçeceksiniz? Bu çılgınlık değil mi? Zira bu tür kızlar bunu yapıyorlar.

Böyle durumlara ; mümkünse üzülmeyin. Bir yerlerde olsanız da yalnızlığınızın bir anlamı mutlaka vardır. Bunun anlamı vardır çünkü , en azından bir şeyleri değiştirmek için vaktiniz olur. Mesela matematik ve cebir üzerine profesör olursunuz. Ya da hikaye yazarı olursunuz. Dağdaki ya da zirvedeki herhangi bir ağaç olamayabilirsiniz fakat yolun kenarındaki en iyi çalı siz olursunuz.

Bir yerden sonra ”vardır her şeyde bir hayır” demek gerekiyor. Fakat bunu da fazla kaçırmamak gerekiyor. Zira uyku ilacından farklı bir etki yapmaz bu durum. Kendinize de fazla acımayın. Öz saygınızı yüksek tutun. Sizin de herkes gibi normal bir birey olduğunu unutmayın.

Yalnızlık kesinlikle seçim değil kaderdir. Kaderse bir ucu bizde olsa dahi, değiştirilemeyen olaylar silsilesidir.Biz bu olayları değiştiremeyiz. Ve kusura bakmayın şiddet gören herhangi canlıya acıma ya da üzülme duyamayız. Çünkü kimse bizim sesimizi duymuyor, gözleriyle varlığımızı görmüyor, nefesimizin ısısını hissetmiyor. Bizler sonuna dek yalnızız. Evet, taşları her ne kadar yosun sarsa da, denizlerde, mahyalarda her ne kadar balık yüzse de. Bizler değil, bizleri yalnız bırakanlar ve bizi yine yalnız bırakan kader utansın! Utansınlar ki kötü olanı seçiyorlar.Gerekirse bir şeyleri değiştirebilmek içinde mücadele etmek gerekiyor.

İşte bu noktadan sonra ne yapmak gerekiyor? Kendinize bir bilet alın, istediğiniz yeri gezin. Bir kitap yazmaya ya da bir fikir üretmeye çalışın. Bırakın yalnızlığa tercih diyenler, odunlardan şiddet görmeye devam etsinler. Üzülmeyin. Kedi ya da ördek veya ne bileyim yavru bir köpek edinin, edinmeye çalışın. Spor yapın, spor yapmak insanı zinde tuttuğu gibi , mutluluk hormonlarını feci şekilde arttıran güzel bir etkinliktir. Koşuda sıkılıyorsanız bir mp3 ve bir kulaklık alın. Koşun  -sadece koşun-. Günde en az bir iki saatinizi koşmaya ayırın. Sahil kentlerini pek tavsiye etmem zira moralinizi bozacak şeyler görebilirsiniz. Dağlık yerlerden ziyade ovalık şehirleri gezin.

Kitap alın, bol bol kitap okuyun. Yazı yazın ya da şiir denemelerinde bulunun. İnsanlarla tanışmaya çalışın da kaderi ne kadar değiştirebileceksiniz? eheheöhe 😀 Bir iki saz arkadaşı yeterli diyeceğim de boş verin. Nasıl olsa tercih değil mi ya , bazı üzüm akıllılar varsın ”tercih” desinler. Siz tercihinizle bir etkinlik yaparken , onlar zaten tercihleriyle dayak yiyorlar.

Bir şekilde bir etkinlikte bulunun . İnsanın özellikle boşluğa düşmemesi, zihnini dolu tutması gerekiyor. Çünkü insan yalnızken zihnen bunalıma daha çok girebiliyor.

Bırakın dışarıda bol bol evrimsel kavgalar, olaylar ya da el ele tutuşmuş hominidler gezsinler.İnsanlığı siz kurtarmak zorunda değilsiniz, ya da hiçbirimiz peygamber falan değiliz.

Ders çalışabilir ve yazı yazabilirsiniz, şahsi hedeflerinizi birer birer gerçekleştirebilir ve önünüze bakabilirsiniz. Bir husus var ki; o da spor. Günlük bir sporu mutlaka gerçekleştirin. O sporu yaptıktan sonra da yaz mevsiminde iseniz soğuk, kışsa sıcak bir duş alın. Kitabınızı okuyun, çayınızı falan için. Bırakın dışarıdaki vahşet dur durak bilmeden devam etsin.

Dünyayı değiştirecekseniz, mutlaka gereksizmiş gibi görünen fakat 5000 yıldır çözümü bulunamayan matematik problemiyle, bir edebi şaheserle, sporda herhangi bir başarıyla, herhangi bir fizik nazariyesiyle, bir kimya bileşenleriyle de değiştirebilirsiniz. Fakat dışarıda ilkel genlerin etkisi altında kalmış fikirleri değiştiremezsiniz. Biri çıkar size şunu der sonra; ”Kocam değil mi o? Döver de , sever de. Sana ne.”

İşte bunu diyen zihniyete darılırsınız. Asıl siz- üstelik de yalnız olduğunuz yetmiyormuş gibi- bir ton dayak yemiş gibi olursunuz. Titrersiniz, bi şey diyemezsiniz. Halbuki kendinize gelmeniz gerekir.

İşte bu nedenle üzülmeyin. Bir yalnız beş bin kere deneyip ampulü buldu. Bir yalnız ne romanlar yazdı, Rus klasiklerine girdi. Bir yalnız ki -fikren dahi yalnızken- yıkılan bir sömürge imparatorluğundan Modern Türkiye Cumhuriyetini kurdu. İşte bu nedenle düşünün ve yalnızlığın eksisini ve artısını iyi hesaplayın.

Bırakın dışarıda kara propaganda yapanlar olacaktır. Yapmaya devam etsinler. İçinizden ”dünyanın bütün yalnızları birleşin” diyecekseniz, durun ve düşünün; bütün yalnızlar birleşseydi hiç kimse yalnız kalmazdı.

Üzülmeyin ; gün gelecek bir gün bunlar mutlaka bitecek ve siz evde çayınızı yudumluyor olacaksınız.

16 Temmuz 2017

17:49

 

Hive’nin Bu Lezgisine! (Bir Müzik Kültürü)

Semerkant-Özbekistan-1-495x300

Orta Asya’nın güzel bir müzik kültürü vardır. Bu müzikler genelde ”9-13 dk. aralığındaolur  ve daha çok lazgi (yani lezgi) denir. Özbekistan ve Türkmenistan’da birçok ünlü sanatçı da lezgi müziği yaparlar.

Anadolu bu kültürü tamamen unutmuş olacak ki, günümüzde ne yazık ki güzel müziğin değeri gençliğimiz tarafından bilinmemektedir. Renkler ve zevkler dememek lazım bu konuda , çünkü gerçekten müzik kültürünü de en iyi şekilde ilerletmek gerekiyor.

Mesela minyatür gibi, çinicilik gibi sanatlar, nasıl güzelliğe has yani müteşekkil sanatlarsa, müzik de duyuma hitap eden, önemli bir sanattır. Müzikte güzellik ve duyum gücü elbette önemlidir. Bence bunu küçümsememek gerekir.

Anadolu’da ise bunun tam tersi bir çaba görürüz. Daha çok sanki Rum ve Arap müzikleri bize empoze edilmektedir. Bu da müzik zevkimizi tahrip etmektedir.

İyi bir müzik nedir? Önce bunun tanımını yapabilmemiz gerekiyor. Çünkü iyi müzik iyi enstrüman ve iyi zamanlama gerektiriyor. Aynı zamanda enstrümanlarla iyi çalmak ve bu konuda yaratıcı olmak gerekiyor. Aksi takdirde ortalamanın pek de üstünde bir müzik çıkmıyor.

Müzik kalitesini ve zevkini gençlere kazandırmamız gerekiyor. Yıllardan beri Eurovision’a da katılmıyoruz. Kaldı ki kardeşimiz, canımız olan Azerbaycan müzik eğitimine çok önem veriyor ve Eurovision’da önemli başarılara da imza atıyor. Bu konuda biraz onları da örnek almamız gerekiyor?

Peki müzik konusuna önem vermeli miyiz? Bence vermeliyiz. Çünkü müzik birçok konuda kitleleri etkileyen önemli bir araçtır. Mesela batı müziğinde – özellikle 20. yüzyıldaki- parçalarda subliminal mesajlar, ve bir çok gizli mesaj bulunmaktadır ve belki de hala konulmaktadır. Bu daha çok batı gençliğini olumsuz etkilemektedir. Batı müziğinin bu şekilde negatif bir yönü olduğu gibi, güzel olması da bu konuda hususi bir risk oluşturmaktadır.

Batı müziğinde cinsi anormallikler, çeşitli ayinler, sapkınlıklar gizli mesajlarla normalmiş gibi gösterilmektedir. Kaldı ki zaten bu tür müzikler birer kitlesel uyuşturma aracıdır. Aynı zamanda birçok kitleyi kalbinden etkilemektedir. Mesela bazı yabancı rock parçalarını dinledikten sonra yorgun ve sinirli, hatta asabi hissedersiniz değil mi? İşte bu parçadaki olumsuz  mesajlarda gizlidir. Bu mesajlar bazı iddia edenlere göre tersten çalındığında ortaya çıkmakta, ve müzik gruplarının nelere hizmet ettiğini göstermektedir.

Şimdi bana Cem Yılmaz ile ”bütün sırrı bozdun ya” mesajı verenler olacak. İnanmazsanız açın bakın, batıdaki bazı parçalar yüzünden çeşitli intiharlar, kötü durumlara düşmeler olduğu gibi birçok olumsuz etkilere neden olduğu bilinmektedir.

Batıdaki bir çok yarışmada Azerbaycan önemli başarılar elde etti. Bunda Kafkas müzik kültürünün önemli bir etkisi bulunmakta ama müzik eğitimine verilen önem de başarıyı aynı doğrultuda etkilemekte.

Müzik dinlerken dikkatli olmalıyız. Müziğin pozitif ve negatif gibi iki enerjiyi yaydığını unutmamalıyız. Bu konuda müzikleri genel olarak ikiye ayırabiliriz; ”negatif müzikler” ve ”pozitif müzikler.”

En azından Arap ya da Rum müziğini örnek almak yerine Orta Asya müzik kültürüne göz gezdirmekte fayda var diye düşünüyorum. Bir gün atlılarla Orta Asya’dan geldiğimiz gibi, rüzgarlarla güzel Asya müziklerinin de Anadolu’ya geleceğini tahmin ediyorum ve ümitle bekliyorum.

15 Temmuz 2017

18:00

 

Sosyal Medya ve Forum Siteleri

Bu konu hakkında bir yazı yazmayı düşünüyordum.  Sosyal medyanın getirileri yanında daha çok götürüleri olduğunu düşünüyorum. Faydasından çok zararı varsa bu bir bağımlılıktır.

İnternet teknolojisi hayatımıza iki binli yıllarda girdi.Böylece yavaş yavaş facebook ve twitter, instagram gibi sitelerle karşılaştık.  Fotoğraflar, sahte mutluluklar bu sayfada geziyordu.Açıkçası sosyal medyayı ve forum sitelerini kapattığım için oldukça memnunum. Zira bu sahte mutlulukları, internet üzerinde kırıcı konuşmaları da görmek zorunda kalmıyorum.

Mesela bir teyze bile yemek yemekten çok , yemeğin fotoğrafını çekmekten zevk duyuyor. Bunun adı bir hastalık ya da bağımlılık olabilir. İnsanlar yemeğin kendisinden çok resmine önem verdiler.

Telefonunu kaybeden küçük çocukları bilirsiniz. Her yerde çölde devesini kaybetmiş bedeviler gibi telefonlarını ararlar.İşte bunun da adı bir hastalık.İnternet daha çok bu konularda ağırlık kazanmaya başladı. Bu üzücü bir şey.

Mesela Youtube’dan yola çıkalım. Elbette, youtube’da faydalı kanallar ve ders içerikleri var. Fakat bir noktada da durup bir düşünelim. Faydasız ve hatta çocuk psikolojisine zararlı kanallar da var. Örnek vermek gerekirse Hüseyincan’ın evde dersi varken , oturuyor ve kafayı video oyunları ile ilgili kanallara, görsellere, videolara takıyor. Bunun da bir adı var ama söylemek haddime değil.

Peki teknolojinin bir sınırı olmalı mı? Teknolojinin bence hafıza ve kaynak açısından bir sınırı olmamalı ama süre olarak gençler belli bir süre için kullanmalı interneti. Mesela ders için kullanmalı ve ders siteleri açabilmeli. Hatta Google, WordPress gibi siteler bu konuda destek de vermeli. Zira teknolojinin ilerlemesine ve başarılı nesillerin yetişmesine de yol açacaktır bu durum. Ne yazık ki zarar konusunda her ne kadar Youtube önde olsa da, ders kaynakları açısından da Youtube önde gözüküyor.

Özellikle facebook, aile çay bahçesi, kekolar kıraathanesine döndüğünden beri; kapattım ve girmiyorum. Bunun nedeni, facebook’un samimiyetten uzak , bayat esprilere sahip bir yer olması. Mesela 08 yaşındaki Mehmet Can , sanki 28 yaşındaki birisi gibi acı aşk mesajları paylaşıyor, 5000 yaşındaki Dalaylama gibi felsefi paylaşımlarda bulunuyor. Aynı zamanda beş aylık küflenmiş ekmeklerden daha beter durumda olan espri capsleri, resimleri paylaşabiliyor. Açıkçası fenalık geçiren program sunucusu gibi olduğumdan , faceye daha fazla tahammül edemedim ve kapattım. Bu sefer kilidi kapıya gerçekten vurdum.

Twitter’a gelelim. Twitter ünlülerin ve siyasilerin de kullandığı bir site. Ve açıkçası samimi olayım; biraz da korkudan kapattım. Çünkü facebook her ne kadar çay bahçesi gibiyse, twitter da buzlu bir zemin , açıkçası mesaj sınırlaması ile ve kaygan bir zemin olması nedeniyle, twitter’ı da kapattım. Twitter kullanımı kolay bir site, ama dezavantajları daha fazla.

O yüzden çocukların forum sitelerine ödev falan için her ne kadar bir şey demesek de sosyal medya hesabı açarken -biz yetişkinler dahi- bir kez daha iyice düşünmeliyiz. Çünkü 19 yaşındaki birisi -orada- 13-14 yaşındaki çocukları tehdit edebiliyor. Orada bir çok tehlike de mevcut.

Sosyal medyadaki bilgilerin de çeşitli ülkeler tarafından sızdırıldığı ve bizim hakkımızda her şeyin bilinmesi ise asıl sıkıntı. Düşünsenize ülkeler -Allah göstermesin- harp halinde olsa, demek ki bütün hayatımız çoğu açıdan felç olacak.

İnstagram ise başka bir mecra. İnstagram da güya bloggerlar varmış. İki resimle blogger olduklarını sanmaları komedi ve açıkçası acınacak bir durum. Neredeyse instagram yazarları ve araştırmacıları derneği açacaklar ehöehehe, gülerler adama. Mesela orada sırf kadın olduğu için resim atanları 50 bin -5o milyon arasında insanlar takip ediyor. Halbuki akıl vücuttan önde gitmiyor instagramda. Ayrıca orada birisinin fiziği ya da görüntüsü kötü ise morali bozuluyor çocuğun. Halbuki çok zeki bir çocuk ve altın gibi de beyni ve kalbi var. İşte bu nedenlerle internette bilim, edebiyat ve sanat alanlarında teşvik edecek sitelerin bir an önce kurulması gerekiyor.

Gelgelelim forum sitelerine, meşhur turuncu bir forumumuz var. Aslında yerine göre güzel bir forum ama tartışmalarda moraliniz bozulacaksa pek tavsiye etmem. Zira forumlar da pek hassas kalpler için uygun değil. Zaten forumlara kalsa, dünyada kıyametten beter şeyler oluyor. Aslında her şey felaket kötü. Korkunç şeyler aslında gerçek, ufolar her gün bin beş yüz insan kaçırıyor da biz farkında değiliz. Aslında savaşları kökünden bitirecek çözüm forumlarda çoktan söylendi de bakma, başkaları dikkate almadığından bunlar oluyor 😉

Forum kitlelerine baktığınızda forumun yaş kitlelerinin tek hanelere düştüğünü de var sayarsak; onların da tabiriyle ”forumlar velet kaynıyor.” Adamın mottosu ”12 yaşındayım her şeyin farkındayım.” oluyor ki bu durumu siz tahmin edin.

Eskiden forum siteleri daha nazik ve nezih yerlerdi. Mesela forumlarda bir sürreal edebiyat dahi gelişmişti ve buna ”CSB” adını takmışlardı ama forumlar herkesin -daha doğrusu çocukların ve abuk subuk kişilerin de- üye olmasıyla seviyesini iyice kaybetti. Ya da bizim köydeki tabirle ”iyicene kaybetti.”

Sosyal medyada insanların sürekli kendini gösterme yarışı bir anlamda, interneti zayıflatan unsurlar arasında ki bu da bir sıkıntı.Adam Afrika Sahrasında çekirge pişirse bunu neredeyse telefonla çekip instagrama- facebooka atacak. İşte sıkıntı da burada başlıyor.

Açıkçası ben instagramda fotoğraf paylaşanların, sırf güzel diye iki fotoğraf atanların ”blogger” olarak tanımlanmasına karşıyım. Zira onlar blogger değiller, sadece fotoğrafçı falan olabilirler, ya da tahmin edin. Çünkü böyle bir durumu tahmin etmek çok da güç değil.

Buralara daha çok ”sosyal çöplük” demek gerekiyor. Keza gerekli ve gereksiz her türlü bilgiyi de burada öğreniyoruz. Kimin ne renk giyindiğini ve ne yemek yediğini burada görüyoruz. İstesek de istemesek de burada oluyor ve bir şekilde gözümüze çarpıyor. Giderim en azından modernist roman okurum daha iyi.

Bir de sosyal medyanın bir eksisi var ki değinmeden geçmek istemiyorum. Sosyal bir çöplük gibi görünen sosyal medyanın insanın üzerinde aynı zamanda negatif bir etkisi var. Moral bozuyor ve sahte mutlulukları görmek insanı bir yerden sonra üzüyor. Kaldı ki , böyle sosyal mecraların patlamış mısır ve kola fabrikasından bir farkı yok. Yedikten sonra kilo aldıran, moral bozan fast-food kültüründen ve yiyeceklerinden de farkı yok. Yani anlayacağınız kısacası buna popüler kültür diyorlar.

Yani düşünsenize sosyal medyada duyarlılık çağrısında bulunanlar, duyar kasanlar ne kadar samimi olabilirler ki? Kişi başkasından yardım beklemeyi ve bunun çeşitli vasıtalarla reklamında aracı olması ne kadar doğru? Eğer, bir yardım sitesi kurulacaksa en azından bunun ayrıca kurulması ve resmi olması doğru olmaz mı? Yani kişi bu durumdan prim kasıyormuş gibi görünüyor ki bu da rahatsız edici ve üzücü bir durum.

Birisi resim paylaştığında amcası,teyzesi , annesi ve çevresi internet üzerinden iltifat yağdırıyor. Belki o iltifat gerçek hayatta söylense insanın daha çok mutlu olmasına sebep olmaz mı? Neden sahte mutluluklara ya da kandırmacalara , yine aldatmaca ile cevap veriliyor ki? Sanırım bu da bir başka prim ve reklam aracı olarak kullanılıyor.

İnsanoğlu için en hayati bilgi internette olduğu gibi , en gereksiz bilgi de internet teknolojisinde olabiliyor. Bu noktada bize ve çocuklara interneti dikkatli kullanmak düşüyor. Çünkü gerçek hayatta fırsat bulamayan kötü insanlar, bu kötü amaçları internette ve teknolojide ne yazık ki daha çok buluyorlar.

15 Temmuz 2017

17:26

 

 

 

Bir Yerlerde Bir Hayal

Hala belki de kültürü bize yakın olan , hala bir kırıntılar olabilir. Belki hala bir yudumcuk da olsa ayran içiyorlardı. Olamaz mı? Hani ufak bir hayal. Ufacık , minik bir külden çıkan alev. Bir rüyadan bahsediyorum, Orta Asya’daki mimarilerde, mavide gizli. Hala belki bir ümit onlar da bizi hatırlıyorlardır. Ama nafile… Pek hatırlarına gelmiyoruz belki de…

İşte Galiyev de bu hayalle yola çıktı ama sonrası malum. Sovyetler oradaki vatanseverlerin başını birer birer karınca misali ezerken. O son ümit kırıntısı da bir yerlere göç etti, belki de Azerbaycan’a…

Kim bilir o son ümit Enver paşa ile birlikte söndü. Son bir ümit olan Anadolu dışındaki Türk kültürü, Orta Asya kültürü can çekişti ve ölmemek için direndi ama sizlere ömür.

İşte bu bağları sıkı tutacak olanlar gençlerdir. Maalesef ki çoğuna dünya haritası verin, değil Özbekistan’ı , Orta Asyayı dahi gösteremezler. Son kül de söndü. Göz göre göre kıpkırmızı bir elma küflendi ve çürüdü. Ya hayaller. Anadolu’da Amerikalıya , Orta Asya’da Rus’a özenmek oldu. Bir yerlerde bir hayal de kaybedilmiş oldu.

Hatta aramızda Fars gibi, Hicazlı gibi yaşamak isteyenler oldu. Farkında olmadan belki de özümüzü kaybettik. Gömdük bir yerlere. Gömdük fakat hala parıl parıl, ışıl ışıl bir hazine toprağın altında duruyor. Bilemedik.

Hayaller kurmaktansa gerçeğe bağlı olmak bazen bize fayda sağlayacak ve sağlamasa bile en azından , en az zararla kurtulmuş olmayı öğreneceğiz. Öncelikle yaşadığımız toprakları sevmeyi bilirsek; dünyayı ve yabancı insanları da sevmeyi öğreniriz. Dolayısıyla bir şeye başlamak gerekiyorsa önce kendimizden başlamamız gerekiyor ve çevremizi değiştirmeye çalışmamız gerekiyor.

Fakat fikirlerimizde ve yaptığımız işlerde ise gerçekçi olmamız gerekiyor. Hakikate uygun davranmak faydalı olduğu gibi, azami zararla bize en büyük faydayı sağlayabilir.

Evrim

Evrim deyince insanların aklına nedense hep; insanın dönüşümü ve evrim teorisi gelir.Peki ekonomide, dilde, sosyolojik olaylarda, tarihte, mesleklerde evrim olabilir mi? Bana soracak olursanız evrim sadece herhangi bir canlı türünün başka bir canlı türüne dönüşmesi değildir.

Mesela dilde evrimden bahsedelim. Dil öyle bir vasıtadır ki insan oldukça var olmuştur. İnsan canlı olup değiştiği sürece, dil de canlı olup değişecektir.

İnsanoğlu yeniliğe gebe bir canlı olduğundan dilini de sürekli değiştirmiştir. Yani dil de zamanla evrim geçirmiş ve başkalaşmıştır. Latince diye bir dil var, Anatomi derslerinin malum bir işkencesidir. Örneğin Latinceden; İtalyanca, İspanyolca, Romence, Fransızca doğmuştur. Mesela Eski Germenceden Almanca, İngilizce, Flamanca doğmuştur. Diller de çeşitli durumlara ayrılmış ve evrilmiştir.

Dil yerine göre değişmiş ve başkalaşmış, ya peki insanlar… İnsanlar bir bakıma değişmişlerdir. Yani daha zeki ve kompleks canlılar olmuş olabilirler. Ama bu modern insanın yerine göre acımasız ve vahşi olduğu gerçeğini değiştirmez. İnsan her ne kadar modern bir ”Homo Sapiens” olarak adlandırılsa da hala ilkel bir canlıdır. Acımasızca birbirine tuzak kurar, savaşır ve kan döker. Bir kaç kişinin ölümüne neden olan elbette katildir, binlerce kişinin ölümüne neden olansa yerine göre kahraman olabilir. Bunlar oldukça değişken kavramlardır.

İnsan ilkelce davranışlarına devam etmektedir. Ama mutlaka bir vicdana da sahip olması gerekir. Çünkü insanlar birbirine yardım etmezse dünyanın çekilmez olacağı muhakkak.

Peki insanla birlikte başka şeyler değişmedi mi? Ömer emmi için pek bir şey değişmedi, fakat geçen sene yirmi liraya tereyağı, on liraya süt satıyordu, şimdi yirmi beş liraya tereyağı, on beş liraya süt satıyor. Adam daha çok gelir etmek istiyor, ee haklı ”Hayat onun için pahalandı.”

İnsan hala ilkel bir canlı, bir yerlerde Muhittin , karısına şiddet uyguluyor. Bir yerlerde bankacı Ayşe entrika çeviriyor, bir yerlerde memur Ahmet, aman boş ver bugün erken paydos edelim diyor. Fakat unuttukları bir şey var ki; onlar daha çok birbirlerini mutsuz ediyorlar ve birbirlerini etkiliyorlar. Onların farklı kabilelerde yaşanan kabile içi husumetlerle farkı yok. Yoksa memur Ahmet’in tembelliği ile kabile reisi Bizonyürek’in tembelliği aynı tembellik. Çad’daki Maria Ndonikono hanım ile bankacı Ayşe hanımın entrikası aynı entrika ve hile. İnanın arada hiçbir fark yok. Ya da Muhittin müsveddesi ile Yeni Zelandalı Robinho’nun yaptığı hayvanlık aynı hayvanlık ve aynı şiddet.

Yani değişmeyen tek şey sıkıntı. Aslında sürecin adına evrim diyorlar ama şema ve şekil dışında pek bir şey değişmiyor sanırım. İnsanlar bazı sıkıntılarında ısrarla direniyorlar ve aslında farkında olmadan -ya da olarak belki de- kendilerine doğrudan ve dolaylı yoldan zarar veriyorlar. Bana göre sosyolojik evrimin tanımı budur. Fakat bir arpa boyu yol gidememişiz. Yazık bize.

Kadın denilen canlı hala içgüdüsel olarak ilkel ve kuvvetli olanı arıyor. Halbuki kimse böyle bir durumu kabul edemez. Daha sonra televizyondan haber kanalı açtığımızda, üçüncü sayfa haberleri görüyoruz. Yani baştan sona bir sıkıntı söz konusu.

Kadının ilkel olanı tercih etmesi sadece türünü ilkel ve güçlü bir şekilde devam ettirme isteğinden başka bir şey değildir bana göre. Yoksa sırf iyisiniz, temizsiniz ya da iyi niyetlisiniz diye kimse size bakmaz. Üstelik bu tür evliliklerde olan kötü olaylara acımanız beklenir. Halbuki tercih konusunda, seni tercih eden ya da sana fikir danışan olmamıştır. Böyle bir duruma acımazsanız da kötü olan siz olursunuz, aslında siz iyi falan değilmişsiniz ya , şaka yapmışlar.

Ekonominin evrimi ise farklı bir şekilde ilerler, önce toprak fethetme ve derebeylik sistemi varken , daha sonra imparatorluklar çıkmıştır. Daha sonra toprak zenginliği yerine , altın zenginliğini öncelikli yapan Merkantilizm çıkmıştır. Daha sonra idealar ve günümüz kapitalizmi…

Şimdi imparatorluklardaki kralları, çarları şahları vs. düşünelim. Bunların bir kurt sürüsündeki alfa liderden farkı var mıdır? Herhangi bir sürüdeki başat liderden farkı var mı? Bence yoktur.

Evrim sadece türlerin değişmesi babında görülmez. Evrim ekonomide, sosyal ve toplumsal olaylarda, insanların psikolojik gelişiminde dahi görülür.Yani her şeyde bir değişim söz konusudur. Fakat buna evrim demek doğru mudur? Bunu iyi bir şekilde tartışmamız gerekiyor. Her şeye de evrim veya evolüsyon dememek gerekiyor.

Peki bunca değişim -kısa süreli ya da uzun süreli- gözle görülebilir mi? Bunların bazılarına evet diyebiliriz fakat bazıları o kadar uzun süreçte olur ki , göremeyiz.İşte bu noktada çeşitli materyallerle durumu anlamaya çalışırız.

Yok efendim daldan dala atlıyorduk, kuş üzümü meyvesi yiyorlardı, haa aslında yirmilik dişlerin arkasında da otuzluk dişler vardı. İlk insanlar paytak paytak yürüyorlardı da bunların hepsi kendi kendine mi oldu? Muhakkak kendi kendine olmadı. Bunu kabul etmemiz şart. Fakat milyon yılların olaylarını – hele ki türden türe derviş gibi bir geçişin- olması söz konusu olsa dahi , bunu gözlemlemek çok zor. Çünkü insanın ömrü bir milyon yıl olmalı ki; bu korkunç bir rakam. Bizler neredeyse sonsuz olan bu zaman dilimi içinde, uzun metrajlı olayları da gözlemlemeye çalışıyoruz. Bizim hatamız budur.

Fakat kısa süreli uyumları ve değişimleri de gözlemlemek mümkündür. Mesela Jack London dişisine şiddet uygulayan tek cins insanoğlu der, bu da insanın hala ilkel olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bizler kendimizi geliştirebilen canlılarız bu doğru. Fakat bu hala , bazı konulardan ilk elden davranışlarda bulunduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Dünyada hala bir yerlerde insanlar görünüşte vahşi ama bazı büyük metropollerde  içinde ilkel olan birçok insan yaşıyor. Umarım kendimizi daha da geliştirmek için bir şeyler yaparız. Zira ilerledikçe geriliyoruz farkında olmadan.

14 Temmuz 2017

14:53

 

Neden ve Sonuç

İnsanların yanlış tercihlerinin sonucu; yine ve yeniden o kişinin sıkıntısıdır. Burada tavsiye olunacak durum; doğru eş, doğru iş ve doğru aştır. İnsanların davranışları da bumerang gibidir, yanlış bir davranışta bulunursa bumerang gibi döner ve yeniden ona çarpar.

Dünyanın masum bir yer olmadığını, doğumumuzdan itibaren birçok olayın üstümüzden hızlıca ve öncesinde defalarca geçtiğini biliyorum. Fakat bir insan evleneceği kişiyi ısrarla seçip, hele ki doğru olmayan bir seçimde bulunuyorsa, bunun sonuçlarına katlanıyor demektir.

İşte bu nedenlerle, iş seçiminde ve eş seçiminde dikkatli olmamız gerekir. Herhangi bir yanlış seçimin sonucuna acıma duymakta mantıksızdır. Bu nedenle kesin çözüm dikkatli iş ve eş seçimidir. Çocuklarını  insanın doğru yetiştirmesi de aynı şekilde önemlidir.

İşte bu nedenle hangi konuda olursa olsun seçimlerimizi dikkatli yapmalıyız ve bilmeliyiz ki yaptığımız her seçim bizi etkileyecektir.